- News
- Şubat 13,2026
- BY nesimisemih.z2@gmail.com
- 0 Comments
İçindekiler
Toggleİnsan ruhunun en derin ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır; fakat bu ihtiyaç, anlamak ve anlaşmak süreçlerinden bağımsız değildir. Bu üç kavram bir araya geldiğinde, ilişki yalnızca bir bağ değil; karşılıklı gelişim alanına dönüşür. Çünkü insan, en çok anlaşıldığı yerde kendisi olabilir.
“Anlaşmak ise üçüncü ve en olgun aşamadır. Anlamak empatiyi, anlaşılmak güveni besler; anlaşmak ise iki ayrı öznenin ortak bir zeminde buluşabilme kapasitesidir. Bu, aynı fikirde olmak anlamına gelmez; farklı bakış açılarına rağmen ilişkiyi koruyabilmektir.”
Arakna Psikoloji
1. Anlamak: Meraklı Bir Dikkatle Yaklaşmak
Anlamak, karşımızdakinin iç dünyasına bilinçli ve meraklı bir dikkatle yaklaşabilmektir. Carl Rogers’ın hümanistik yaklaşımında vurguladığı gibi, koşulsuz kabul ve empatik dinleme, psikolojik değişimin temelidir. Gerçek anlamak; yanıt vermek için değil, kavramak için dinlemektir. Bu düzeyde bir temas kurulduğunda kişi kendini savunmak zorunda kalmaz; içsel deneyimini daha açık ve düzenli biçimde ifade edebilir. Çünkü insan, anlaşıldığını hissettiği yerde büyür.
2. Anlaşılmak: Nörobiyolojik Bir Güven Deneyimi
Anlaşılmak ise yalnızca iletişimsel bir başarı değil, nörobiyolojik bir güven deneyimidir. John Bowlby’nin bağlanma kuramı, güvenli bağın temelinde “duygusal olarak görülme” ve ihtiyaçların tutarlı biçimde karşılanması olduğunu söyler. Anlaşılmayan birey ya geri çekilir ya da yoğun tepkilerle varlığını duyurmaya çalışır.
Her iki tepki de aslında aynı çağrıyı içerir: “Beni gör.” Anlaşılmak, kişinin varoluşunun onaylanmasıdır. Bu onay, benlik bütünlüğünü güçlendirir ve psikolojik dayanıklılığı artırır. Anlaşılmayan ilişkilerde ise zamanla duygusal kopukluk, yanlış yorumlar ve savunmacı iletişim örüntüleri gelişir.
3. Anlaşmak: Ortak Zeminde Buluşma Kapasitesi
Anlaşmak ise üçüncü ve en olgun aşamadır. Anlamak empatiyi, anlaşılmak güveni besler; anlaşmak ise iki ayrı öznenin ortak bir zeminde buluşabilme kapasitesidir. Bu, aynı fikirde olmak anlamına gelmez; farklı bakış açılarına rağmen ilişkiyi koruyabilmektir.
Gottman’ın ilişki araştırmaları, uzun süreli sağlıklı birlikteliklerde çatışmanın değil; çatışmayı yönetme biçiminin belirleyici olduğunu gösterir. Anlaşmak, haklı çıkma ihtiyacından vazgeçip ilişkiyi önceleyebilmektir. Bu noktada ego geri çekilir, bağ öne çıkar.
Anlam Arayışı ve İlişkisel Derinlik
Viktor Frankl insanın temel motivasyonunu “anlam arayışı” olarak tanımlar. İlişkiler, bu anlamın üretildiği en güçlü alanlardan biridir. Birini anlamaya çalıştığımızda yalnızca onu değil, kendi iç dünyamızı da genişletiriz. Anlaşılmak kişinin kendini değerli hissetmesine katkı sağlarken, anlaşmak birlikte yeni bir anlam üretme sürecidir.
Sağlıklı Bir İlişki İçin 3 Temel İlke:
Merak Yargının Panzehiridir: Karşı tarafı değiştirmek yerine onu merak edin.
Kırılganlık Cesarettir: İletişimin derinliği, tarafların kırılganlık gösterebilme cesaretiyle doğru orantılıdır.
Esneklik: Anlaşmak için katı yargılardan arınıp esnek kalmak gerekir.
Anlamak, anlaşılmak ve anlaşmak; yalnızca iletişim becerileri değil, psikolojik olgunluğun göstergeleridir. Anlamak empatik kapasiteyi, anlaşılmak güvenli bağlanmayı, anlaşmak ise duygusal esnekliği temsil eder. Bu üçü bir araya geldiğinde ilişkiler güçlenir, bireyler iyileşir ve bağlar derinleşir.

