- News
- Şubat 13,2026
- BY nesimisemih.z2@gmail.com
- 0 Comments
İçindekiler
ToggleGünlük ilişkilerde sık karşılaşılan iletişim sorunlarından biri, dinleyen konumunda olan kişinin aktarılanları bir sorumluluk ya da yük gibi algılamasıdır. Bu durumda kişi, anlatılanı anlamaya çalışmak yerine çözüm üretme, sorunu üstlenme ya da kendi söyleyeceklerine odaklanma eğilimi gösterir. Oysa bu yaklaşım, iletişimi destekleyici olmaktan uzaklaştırır. Dinlemek; yalnızca sessiz kalmak değil, karşıdaki kişinin duygu ve düşüncelerini anlamaya istekli olmayı ve bu niyeti davranışla göstermeyi gerektirir.
” Her ilaç doğru dozda şifa sağlar; doz aşıldığında ise zarar verici olabilir. Benzer şekilde, herkesle aynı derinlikte paylaşım kurmak ya da her ortamda yoğun duyguları açmak sağlıklı olmayabilir. Kiminle, neyi ve ne kadar paylaşacağını ayırt edebilmek, duygusal sınırları korumanın temel bir parçasıdır. “
Arakna Psikoloji
Carl Rogers ve Koşulsuz Kabulün Gücü
Danışan merkezli terapinin kurucusu Carl Rogers, etkili iletişimin temelinde koşulsuz kabul, empati ve içtenliğin yer aldığını vurgular. Rogers’a göre insanlar çoğu zaman çözüm arayışı içinde değildir; asıl ihtiyaçları anlaşılmak, duyulmak ve yargılanmadan kabul görmektir. Bu nedenle dinleyenin temel görevi, anlatılanları düzeltmek ya da yönlendirmek değil; duyguyu fark etmek ve buna uygun bir karşılık verebebilmektir.
Dinleyene Küçük Bir Hatırlatma: Çözüm Değil, Eşlik Edin
Sağlıklı bir iletişim için ileri düzey becerilerden önce temel empati yeterlidir. Karşınızdaki kişinin yaşadığı duyguyu fark etmek ve bunu basit bir geri bildirimle ifade etmek çoğu zaman yeterli olur.
Örnek: “Bu anlattıkların seni gerçekten zorlamış gibi görünüyor.”
Bu ifade, hızlı çözüm önerilerinden çok daha onarıcı olabilir. Eğer bu düzeyde bir empati kurmak bile zor geliyorsa, sessizce dinlemek ve anlatanın sözünü kesmeden kendini ifade etmesine alan açmak da etkili bir destek biçimidir. Irvin Yalom’un belirttiği gibi, insanların en temel ihtiyacı “yalnız olmadıklarını hissetmek”tir.
Anlatana Küçük Bir Hatırlatma: Herkes Dinlemeyi Bilmeyebilir
Bazı insanlar, karşısındakini anlamaya çalışmak yerine kendi kaygılarını azaltmak için hızlıca çözüm üretme eğilimi gösterir. Çözüm üretmeye odaklanan kişi, çoğu zaman anlatanı değil, kendi rahatsızlığını yatıştırmaya çalışmaktadır.
Kimlerle Duygusal Paylaşım Yapılmamalı?
Aşağıdaki küçümseyici geri bildirimleri veren kişilere duygusal olarak açılmamak, ruhsal sağlığı korumak açısından önemlidir:
“Bu da sorun mu?”
“Neler neler yaşıyor insanlar!”
“Sen güçlüsün, buna mı üzülüyorsun?”
Marshall Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim yaklaşımında vurguladığı gibi, empati içermeyen tepkiler ilişkide güveni zedeler. Unutulmamalıdır ki paylaşımın temel amacı çözülmekten çok anlaşılmaktır.
İlişkilerde Duygusal Doz Ayarı ve Sınırlar
Her ilaç doğru dozda şifa sağlar; doz aşıldığında ise zarar verici olabilir. Benzer şekilde, herkesle aynı derinlikte paylaşım kurmak ya da her ortamda yoğun duyguları açmak sağlıklı olmayabilir. Kiminle, neyi ve ne kadar paylaşacağını ayırt edebilmek, duygusal sınırları korumanın temel bir parçasıdır.
Sağlıklı iletişim ne yalnızca anlatanın sorumluluğudur ne de dinleyenin üstlenmesi gereken bir yükümlülüktür. Anlamak için dinlemek, çözmek için konuşmaktan çoğu zaman daha iyileştiricidir. İlişkilerde empati kurabilme, sessizliğe alan tanıyabilme ve sınır koyabilme becerileri; en az doğru kelimeler kadar değerlidir.

