- News
- Şubat 13,2026
- BY nesimisemih.z2@gmail.com
- 0 Comments
İçindekiler
ToggleDuygusal bir ilişkinin sona ermesi, birçok yönüyle sevilen birini ölüm yoluyla kaybetmeye benzer bir psikolojik süreç yaratır. Her iki durumda da birey, bağ kurduğu bir figürün yaşamındaki yerini kaybeder ve bu kayıp, zihinsel ve duygusal dünyada derin bir sarsıntıya yol açar. Bu nedenle ayrılık da, ölüm gibi, yas tepkilerini beraberinde getirir.
“Hangisi daha ağırdır: Ayrılık mı, ölüm mü?” sorusunun kesin bir yanıtı yoktur. Ölüm, kaybın en somut ve geri dönüşsüz hâli olsa da; verilen tepkiler çoğu zaman yalnızca bugünkü kayba değil, geçmişte yaşanmış yarım kalmış ayrılıkların izlerine de temas eder.”
Arakna Psikoloji
1. Kübler-Ross ve Yasın Beş Evresi
Psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross, yas sürecini beş temel evre üzerinden açıklamıştır: reddetme, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Bu evreler her bireyde aynı sırayla ya da aynı yoğunlukta yaşanmak zorunda değildir; ancak çoğu insan, kaybın ardından bu duygusal durakların bir kısmından geçer. Ayrılık ya da ölüm sonrasında bireyin kendini hassas, kırılgan ve savunmasız hissetmesi bu bağlamda son derece doğaldır.
2. Sosyal Desteğin Rolü ve “Güçlü Ol” Yanılgısı
Bu süreçte anlaşıldığını ve yalnız olmadığını hissetmek, ruhsal dayanıklılığı artırır. Buna karşın “Güçlüsün, üstesinden gelirsin” veya “Daha kötüsünü yaşayanlar var” gibi ifadeler yas sürecini kolaylaştırmak yerine zorlaştırır. Bu tür söylemler, kişinin yaşadığı duyguların geçersizleştirildiği hissini doğurabilir ve bastırılan duyguların daha yoğun biçimde geri dönmesine yol açabilir. Yas sürecinde bireyin en temel ihtiyacı çözüm değil, anlaşılmaktır.
3. Ayrılık mı, Ölüm mü? Bağlanma Kuramı Perspektifi
“Hangisi daha ağırdır: Ayrılık mı, ölüm mü?” sorusunun kesin bir yanıtı yoktur. Ölüm, kaybın en somut ve geri dönüşsüz hâli olsa da; verilen tepkiler çoğu zaman yalnızca bugünkü kayba değil, geçmişte yaşanmış yarım kalmış ayrılıkların izlerine de temas eder.
John Bowlby’ye göre yas, o kişiyle kurulan bağa verilen bir tepkidir. Güvenli ya da güvensiz bağlanma örüntülerimiz, kayıp karşısında verdiğimiz duygusal tepkilerin niteliğini belirler. Sigmund Freud ise Yas ve Melankoli çalışmasında, yasın sağlıklı bir süreç olduğunu ve kaybedilen nesneyle kurulan bağın zamanla dönüştürülmesi gerektiğini vurgular.
4. William Worden: Yasın Görevleri
Yas sürecinin amacı, kaybedilen kişiyi unutmak değildir. Aksine, onu özleyerek fakat bu özlemi yaşamın içine entegre ederek yoluna devam edebilmektir. William Worden, yasın görevlerini şöyle sıralar:
Kaybın gerçekliğini kabul etmek.
Acıyla temas kurmak.
Kaybedilen kişiyle yeni bir bağ biçimi geliştirerek yaşamı sürdürmek.
5. Duygulara Alan Açmak: İyileşme Cesareti
Ağlamak, öfkeyi ifade etmek ve kırgınlığı dile getirmek yasın doğal parçalarıdır. Kayıp karşısında güçsüz hissetmek bir zayıflık değil, insani bir tepkidir. Duyguları bastırmak, kabullenme aşamasını sadece zorlaştırır. Üzüntüyü ve çaresizliği göstermekten kaçınmamak, iyileşme yolunda atılan en önemli adımdır.
Yas, hızlandırılması ya da bastırılması gereken bir süreç değil; yaşanmasına izin verilmesi gereken bir deneyimdir. İyileşme, acının inkâr edilmesiyle değil; onunla temas kurabilme cesaretiyle mümkün olur. Ayrılık ya da ölümle gelen her duygu anlamlıdır ve saygıyı hak eder.

